Standart Bir Hastane Odasını Çocuğun Güvenli ve Eğlenceli Alanına Çevirme Taktikleri
Steril ve soğuk bir hastane odasını, renkler, ışıklar ve evden gelen objelerle çocuğun kendini güvende hissedeceği kişisel bir alana dönüştürme taktikleri.
Standart Bir Hastane Odasını Çocuğun Güvenli ve Eğlenceli Alanına Çevirme Taktikleri
Hastane odaları doğaları gereği son derece steril, beyaz, soğuk ve mekanik alanlardır. Devasa serum askıları, bipleyen monitörler, metal yatak kenarlıkları ve floresan ışıkları, bir yetişkinin bile içini daraltırken, evinin sıcaklığına ve renkli odasına alışkın bir çocuk için adeta bir uzay boşluğu gibidir. Çocuğun tedavi sürecine uyum sağlaması, bağışıklık sisteminin stresten uzak kalarak hızlıca toparlanması için o odanın sadece bir "tedavi merkezi" değil, aynı zamanda çocuğun kendi hükümranlığını kurduğu, kendini güvende hissettiği kişisel bir yaşam alanına dönüştürülmesi şarttır. Sadece birkaç yaratıcı ve küçük dokunuşla, standart bir hastane odasını sıcak bir çocuk odasına çevirmek mümkündür.
Görsel Şölen: Duvarları ve Pencereleri Renklendirin
Odanın ruhunu değiştirmenin ilk adımı o beyaz duvarları yıkmaktır. Hastane kurallarını ihlal etmeden, duvara zarar vermeyen kağıt bantlarla çocuğun kendi yaptığı resimleri, aile fotoğraflarını veya sevdiği çizgi film karakterlerinin posterlerini yatağın karşısındaki duvara asabilirsiniz. Özellikle yatağın cam kenarında olması durumunda, yıkanabilir cam kalemleri (window markers) hayat kurtarır. Çocuğunuzla birlikte cama güneşler, bulutlar, çiçekler veya komik yüzler çizmek, dışarıdaki gri binaları görmesini engeller ve odanın enerjisini anında değiştirir. Pille çalışan renkli, şekilli peri led ışıkları yatak başlığına dolamak (hemşirelerin müdahale alanını kapatmadan), akşam saatlerindeki o soğuk hastane aydınlatmasını kırarak odaya sihirli bir kamp çadırı havası katar.
Evin Kokusunu ve Dokusunu İçeri Taşıyın
Hastanelerin kendilerine has, insanı gerginleştiren o yoğun dezenfektan kokusunu bastırmak, psikolojik rahatlama için çok önemlidir. Eğer çocuğun alerjik bir durumu veya astımı yoksa (ve doktor onay veriyorsa), odanın bir köşesine çocuğun evinde alıştığı hafif lavanta kokulu bir yastık spreyi veya sevdiği bir peluşun üzerine sıkılmış annesinin parfümü yerleştirilebilir. Daha da önemlisi dokunma duyusudur. Hastane çarşafları genellikle serttir. Çocuğun evden getirilen kendi pamuklu, renkli nevresim takımını, en sevdiği yastığını ve yumuşacık uyku battaniyesini yatağa sermek, o metal yatağı bir anda "kendi yatağı" haline getirir. Tanıdık bir doku, derin ve deliksiz bir uykunun en iyi anahtarıdır.
"Güvenli Bölge" (Safe Zone) Kuralı Oluşturmak
Pediatri psikologlarının en çok vurguladığı taktiklerden biri hastane odasında kesin bir "Güvenli Bölge" ilan etmektir. Çocuğun yatağı (veya yatağın bir köşesi) onun mutlak güvenli alanıdır. Sağlık personeliyle anlaşıp, kan alma, damar yolu açma veya iğne yapma gibi acı verici işlemlerin çocuğun yatağında değil, mümkünse müdahale odasında (treatment room) veya en azından yatağın dışında bir sandalyede yapılması sağlanmalıdır. Eğer çocuk "Yatağımdayken bana kimse iğne yapamaz" güvencesini hissederse, o yatakta huzurla uyuyabilir ve oyun oynayabilir. Aksi takdirde, yattığı her an içeri giren beyaz önlüklü birinin canını yakacağı korkusuyla sürekli tetikte bekler.
Sıkça Sorulan Sorular ve Uygulama İpuçları
Odaya ne kadar oyuncak getirmeliyiz? Tüm oyuncak kutusunu hastaneye yığmak yerine, her 2-3 günde bir farklı 2 oyuncağı (rotasyon sistemi) getirmek çok daha etkilidir. Çok fazla oyuncak, kısıtlı alanı daraltır ve çocuğun odaklanmasını engeller. Yeni bir oyuncak veya kitap, hastane rutininin sıkıcılığını kıran küçük bir sürpriz paketi işlevi görür.
Hastane personelinin bu düzenlemelere tepkisi ne olur? Modern pediatri servislerinde hemşireler ve doktorlar, çocuğun moralinin tedaviye olan pozitif etkisini çok iyi bilirler. Oksijen panellerini, serum askılarını veya acil butonlarını engellemediğiniz, hijyen kurallarını ihlal etmediğiniz sürece sağlık profesyonelleri odayı renklendirmenizi her zaman büyük bir memnuniyetle desteklerler.
Mahremiyet ve Kişisel Sınırların Korunması
Bir hastane odasını çocuğun kendi alanı haline getirmenin bir diğer çok önemli fakat genellikle atlanan yolu, onun mahremiyetine ve kişisel sınırlarına saygı göstermektir. Hastane ortamında kapılar aniden açılır, yabancılar girer ve çocuğun bedeni üzerinde işlemler yapılır. Çocuğa, doktor veya hemşire içeri girdiğinde "Sana dokunabilir miyim? Şimdi karnını dinlemem gerekiyor, izin veriyor musun?" şeklinde sorulması, doktorlardan mutlaka talep edilmelidir. Eğer doktor bunu sormuyorsa, ebeveyn devreye girerek "Doktor amcası, şimdi ateşine bakmak için izin istiyor" diyerek bu bariyeri kurmalıdır. Çocuğun yatağı onun özel adasıdır; bu adaya izinsiz, onaysız ve açıklama yapılmadan girilmemesi gerektiği bilinci çocuğa aşılandığında, çocuk o odada geçirdiği aylar boyunca kendini bir "hasta obje" değil, sınırlarına saygı duyulan bir "birey" olarak hissedecektir.
Son dokunuş olarak, hastane odasını çocuğun kişisel alanına çevirmek, ona 'Burada da varım ve kendi dünyamı kurabiliyorum' hissini aşılamaktır. Steril bir ortamın soğukluğu, sadece fiziki objelerle değil, ailenin o odaya getirdiği enerji, sıcak bir gülümseme ve sevgi dolu bir ses tonuyla anında dağılır. Unutulmamalıdır ki iyileşme, hücrelerde başladığı kadar ruhun derinliklerinde de yeşeren bir süreçtir; ve ruh, ancak kendini ait ve güvende hissettiği, kendi renkleriyle boyanmış bir alanda çiçek açabilir.
Tepkiniz Nedir?
Beğen
0
Beğenme
0
Sevgi
0
Komik
0
Kızgın
0
Üzgün
0
Vay Canına
0